Skip to content

Ebuzer’in mazlumiyetinden iltifat devşiren şaşkın Müslümanlar

Siyasi çekişmelerden uzak durup bir kenara çekildiği için yapayalnız kalmış vahiy evinin mirasçısı Ali b. Ebi Talib, can dostu Ebuzer’i Rebeze’ye sürgüne uğurlarken yürek burkan bir konuşma yaptı:

“Ey Ebuzer. Sen, Allah için halifeye muhalefet ettin. Bu yüzden Allah’ın lütfunu ummalısın. Onlar, dünyaları için senden korktular. Sen ise dinin için onlardan korkuyordun. Onların dünyalarını onlara bırak ve dinini onların tehlikesinden kurtar. Onlar senin kaçındığın dünyaya ne kadar da muhtaçlar. Halbuki sana yasak ettikleri şeylere senin hiç ihtiyacın yoktur. Kıyamet günü kimin kârlı, kimin zararlı olduğu anlaşılacak. Yerler ve gökler bir kulun üzerine kapansa, o kul takva yolunu seçerse Allah onu kurtuluşa erdirir ve kapalı kapıları yüzüne açar. Yalnız hakka sığın ve batıldan kork. Eğer onların dünyalarıyla işin olmasaydı seni severlerdi. Dünya malından kendine bir pay ayırsaydın, senden emin olurlar, endişeleri olmazdı.”

Sonra Ali’nin oğlu Hüseyin konuştu:

“Amcacığım, Allah bu durumu değiştirebilir. Allah, her gün yaratıp yok edendir. Bunlar dünyalarını sevdikleri için seni üzdüler ve bu şehirde kalmana izin vermediler. Ama sen dinin için onları günahtan alıkoymaya çalıştın. Onların senin kaçındırmak istediğin mala ne kadar da ihtiyacı var. Halbuki sana yasak ettikleri şeyden sen ganisin. Allah’tan sabır iste ki üzülmeyesin. Allah’a sığın, çünkü sabır dinin parçası ve büyüklük alametidir. Ama üzüntü ve dargınlık, ne günü çabuk geçirir ne de ölümü uzaklaştırır.”

Ammar’ın öfkeden bedeni titriyordu. Şöyle dedi:

“Seni korkutanları Allah korkutsun. Allah’a yemin ederim ki sen onların dünyasıyla uyum sağlasaydın güvende olacaktın. Onların işlerini alkışlasaydın seni seveceklerdi. Bu insanları senin aleyhine döndüren şey, onların dünyaya olan bağlılıkları, ölümden korkmaları ve başta olanı sevmeleriydi. Bunlar dinlerini halifenin yandaşlarına bağladılar. Onlar da bunun karşılığında dünyalarından onlara verdiler. Her iki grup da dünyada ve ahirette hüsrandadır.”

Ebuzer, artık yaşlanmış ve yaşı geçmişti. Ağlayarak şöyle dedi: “Allah’ın rahmeti üzerinize olsun Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyti. Sizi görünce Peygamber’i hatırladım. Medine’de sizden başka kimsem yok. Varlığım Hicaz’da Osman’ın, Şam’da ise Muaviye’nin canını sıktı. Osman Medine’de kalmama izin vermediği gibi Mısır’a, Basra’ya gitmeme de izin vermedi. Çünkü halkı onların aleyhine kışkırtacağımdan korkuyordu. Beni öyle bir yere yolluyor ki orada Allah’tan başka hiçbir yardımcım olmayacak. Allah’tan başka hiçbir şey istemiyorum. Allah benimle olduğu müddetçe hiçbir şeyden korkum yoktur.”

Bu sözleri bazı Sünni tarih kitapları ve Şii hadis kitapları naklediyor.

Cündüb b. Cünade, bildiğimiz adıyla Gıfar kabilesinden Ebuzer ilk Müslümanlardan. Fatıma ve Ali’nin çocuklarının “amca” diye hitap edeceği kadar Peygamber (s) ailesine yakın, hatta aileden biriydi. Peygamber’in (s) nübüvvetini işitir işitmez Mekke’nin kilometrelerce ötesinden koştu geldi ve ona iman etti. Sonra da hiç yanından ayrılmadı. Ama zaten risaletten önce putperestliği reddetmiş bir muvahhiddi. Tarihlerin yazdığına göre kendisi şöyle diyordu: “Allah Rasülü’nün yanına gelmeden üç sene önce namaz kılıyordum.”

İslam tarihinde adı Ebuzer’den çok daha fazla bilinenlerin, üstelik Mekke’de yaşıyorlarken en az yedi sene sonra Allah Rasülü’ne (s) iman ettiğini hatırlatalım.

Mekke’de veya Medine’de Peygamber’in (s) uzağında bile olmayanlar sefahat içinde yaşarken Rasul’ün (s) can dostu Ebuzer aç ve yapayalnız vefat etti. Uhud savaşında müşrikler Allah Rasülü’nü (s) öldürmek için hınçla saldırdığında o kalabalığa karşı Peygamber’e (s) canlı kalkan olan küçük grubun içindeydi Ebuzer. Taberi’nin tefsiri, Suyuti’nin Camiu’l-Ehadis’i gibi meşhur kaynaklarda kayıtlı, anlı şanlı isimlerin bile kaçıp saklandığı çetin imtihan anıydı Uhud. Ebuzer o imtihanda, Peygamber’in canını korumak için canını korkusuzca feda etmekten çekinmedi, korkmadı, kaçmadı.

Ebuzer, Hadice, Ali, Ammar ve diğer ilkler gibi en tehlikeli zamanda Peygamber’e iman etti. Ama sonraki Müslümanlar bütün bu isimler gibi, Ebuzer’in tarihini de sansürledi. Nübüvvetin ilk gününden son gününe kadar Peygamber’in (s) bu kadar yakınında olmuş büyük sahabe Ebuzer’in hayatı neredeyse bilinmez. Ammar gibi, Selman, Mikdad, Huzeyfe gibi. En acıklı tarafı da, hayatı Peygamber’e (s) düşmanlıkla geçmiş Ebu Süfyan’ı en küçük detayına kadar tanıyan Müslümanlar bu ilk Müslümanları tanımıyor olmayı hiç dert etmezler.

Mesela Ebuzer’e güzellemeler yazanlara sorun: Ehl-i Sünnet’in meşhur hadis kaynaklarında kaç tane Ebuzer hadisi gördün? Kaç fıkhî hükmü Ebuzer’den aldın?

Buhari bile Sahih’inin zekat babında “Rebeze’ye sürgün edilmedi, kendisi gitti” diyebilecek kadar hakikati tahrif etmeye çalıştıktan sonra onun yolundan giden şimdikilerin tahrifi ne ki.

“Ebuzer gibi” iltifatına büyük değer verenlerin sorması gereken önemli bir soru daha var: Madem Ebuzer’i iltifat örneği yapıyorsun, “aşere-i mübeşşere (müjdelenmiş on kişi )” diye ün yapmış isimler arasında neden Ebuzer’in yeralmadığını niye sormuyorsun? Üstelik Ehl-i Beyt’ten bile sayılmıştı. Ayrıca hepsi Peygamber’in en yakınları olan Selman da, Ammar da “aşere-i mübeşşere” rivayetinde yok. Peygamberimizin (s) münafık listesi gibi kozmik bir bilgiyi yazdırıp emanet ettiği Huzeyfe bile yok. Bundan tuhaflık bulmayanın, elindeki din kültüründen biraz uzaklaşıp sakin kafayla neler olup bittiğini düşünmesi gerekmez mi?

İbn Esir Üsdü’l-Gabe’sinde, İbn Sa’d da Tabakat’ında şöyle naklediyor:

Vefalı eşi bir taraftan onun nurlu ama çilekeş simasına bakarak ağlıyor; bir taraftan da kocasının alnından akan ter damlalarını siliyordu. Ebuzer sordu:

– Neden ağlıyorsun?
– Çünkü ölürsen, şu anda seni kefenleyecek bir elbise bile yok yanımda.

Güneşin ufuktaki batışı gibi hüzün dolu bir tebessüm sardı dudaklarını ve şöyle dedi vefalı eşine:

-Sakin ol, ağlama. Bir gün bir grup sahabiyle birlikte Allah Rasulü’nün (s) huzurundaydım. Resulullah yüzünü bize çevirerek şöyle buyurdu: “Sizden birisi, bir çölün düzünde, insanlardan uzak bir şekilde ölecek ve bir grup mümin gelerek onu defnedecek.” O gün o toplantıda bulunanların hepsi, insanların yaşadığı yerlerde dünyadan göçtü. Onlardan geriye yaşayan bir tek ben kaldım. Bu yüzden Allah Rasulü’nün haber verdiği kimse hiç şüphesiz benim. Ben öldükten sonra, Irak hacılarının yolu üzerinde otur. Çok geçmeden müminlerden bir grup gelecektir. Benim ölümümü onlara haber verirsin.

Zamane Müslümanları Ebuzer filmleri yapıyor. İktisadi şirke savaş açan Ebuzer “sırlar dünyası”na bulaştırılınca ortaya acaip hikayeler çıkıyor. Ebuzer’in insanlığa sunduğu öykünün içini boşaltıyor ve manasızlaştırıyorlar. Oradaki Ebuzer, bildiğimiz Ebuzer değil. Modifiye edilmiş, başkalaştırılmış, tahrif edilmiş yeni bir Ebuzer.

Zalimce sürgüne gönderilmeyi, yoksunluk ve yalnızlık içinde hayatını sonlandırmayı Ebuzer istemedi. Uğradığı zulmün nasıl olur da “Ebuzer gibi” diyerek iltifat konusu yapabildiğini anlamak kolay değil.

Ebuzer’in basit ve sade hayat tarzı, onun da içinde yeraldığı -Peygamber’in (s) ifadesiyle- “Ali’nin grubunun (Şia) hayat tarzıydı. Başta Ali olmak üzere, Selman, Ammar, Mikdad, Eba Eyyub ve diğerleri. Hiçbiri zengin olmadı ve şatafatlı hayat yaşamadı. Bunu tercih etmediler. Ebuzer’i Ebuzer yapan sade hayatı değildi. İlk müminlerden, Peygamber’in (s) en yakınlarından, Bedir, Uhud kahramanlarından biri olarak Mervan gibi bir Peygamber düşmanının iktidara yerleştiği dönemde zalimce sürgüne gönderilmesiydi. Burada iltifat konusu olacak ne var?

Şaşkın Müslümanlar.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir