Skip to content

FETÖ, kültürel çarpıklığın bedenlerinden sadece bir tanesi

Takvim gazetesinin twitter hesabında duyurulan videoda Fethullah Gülen [özetle] şöyle diyor: Efendimize sonsuz saygım var ama rüyada falan değil, bana bizzat kendisi gelse dese ki, “Fethullah bu iş tamam artık, arkadaşlarınla mağaralarda inziva yapın”, derim ki, “Ya Rasulallah, kusura bakma vefatından önce dediğin şeyleri, vefatından sonra dediğin şeylere tercih edeceğim.”

Takvim gazetesi bu videoyu şu başlıkla duyurmuş: “FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in skandal videosu: Resulullah bile gelse ben onu reddederim!”

Gazetenin, Gülen’in Allah Rasülü (s) karşısındaki tavrına “sapıklık” demesi doğru ve yerinde. Lakin bu tavır Gülen’e ve onun örgütü FETÖ’ye özgü değil. Türkiye’nin din kültüründe yerleşik ve yapısal bir çarpıklık. Hem reformist/fundamentalist çevrelerde, hem de mezhep mutaasıbı olan geleneksel çevrelerde.

Reformist ve fundamentalist [“Kur’an metni yeter” deyip Kur’an’ın tarihini reddeden ve kendisini o metni konuşturmada peygamber gibi yetkili gören] çevrelerin inancına göre Peygamber (s) sadece vahiy getiren sıradan bir insan. Hâşâ bir tür postacı. Bu konuda sürekli naklettikleri bir rivayete göre sahabe Peygamber’e (s) “Bu vahiy mi, yoksa sizin görüşünüz mü?” sorusunu sorar, eğer “benim görüşüm” cevabını alırsa o sözü kabul etmeyebilirdi. Kur’an’da müşriklerin “peygamber olarak neden melek gönderilmediği” sorusuna cevaben pek çok ayette verilen “o bir beşerdir” ayetlerini de çarpıtarak Peygamberimizin (s) sıradan insan olduğuna, Kur’an’ı yorumlamada ona ihtiyaç bulunmadığına kanıt kullanırlar.

İmam Şafii, Peygamber’in (s) sıradanlaştırılmasına tepkiliydi. Bunu, Hıristiyan veya Yahudi dinadamlarının kendi dinlerinde yolaçtığı çarpıklık olarak görürdü.

Şöyle anlatılır: Bir gün ders halkasındaydık. Birisi geldi ve Şafii’ye bir mesele sordu. Dedi ki: “Peygamber bu konuda şöyle hükmetti.” Adam Şafii’ye tekrar sordu: “Senin görüşün nedir?” Şafii öfkeyle cevap verdi: “Allah’a sığınırım. Beni kilisede mi görüyorsun, sinagogda mıyım sence, belimde zünnar mı asılı? Ben sana Peygamberin böyle hükmettiğini söylüyorum, sen bana görüşümü soruyorsun.” (Seyru A’lami’n-Nubela, c. 1, s. 36)

Mezhep taassubu olan çevrelerde de tersinden aynı tutumu görmek mümkün. Mesela Hanefi mezhebinin oluşmasında önemli etkisi bilinen Iraklı fakih Kerhi’nin (vefatı 952) metoda ilişkin sözü meşhurdur: “Mezhebimize aykırı ayet ve hadisle karşılaştığımızda onu tevil eder veya mensuh sayarız.” (el-Risale fi Usuli Hanefiyye, Kerhi, s. 169)

Mezhep mutaassıbı çevreler aşırılıkta bazen o kadar ileri gider ki, mesela Ömer b. Hattab’ın Hz. Peygamber’e (s) itirazlarının nazil olan ayetlerle desteklenip Peygamber’in (s) hatalı gösterildiğini dahi savunurlar. Hatta bazı kitaplarda “muvafakat-ı Ömer”, yani Ömer b. Hattab’ın Hz. Peygamber’e (s) itiraz ettiği ve nazil olan ayetle haklı çıktığı iddia edilen olayların biraraya getirildiği özel bir bölüm dahi vardır. Bu durumların sayısı İbn-i Hacer’e göre 15, İmam Suyuti’ye göre 21’dir. Sahih-i Buhari’de de (c. 1, s. 157) Ömer b. Hattab’tan “Allah üç meselede beni destekledi” sözü nakledilerek Peygamber’in (s) sözünün yanlış çıktığı iddia edilmiştir.

Hz. Peygamber (s) konusundaki bu çarpık bakışaçısının FETÖ’nün lideri Gülen’e has olmadığı, onun, içinde yetiştiği din kültürünü yansıttığını tespit edelim. Gülen ve onun terör örgütü FETÖ 17-25 Aralık ve 15 Temmuz’da darbeye kalkıştığı için göze battı. Yoksa onunla aynı din kültürü ve tasavvur dünyasından nicesi Türkiye’deki dindarlığı çürütmeye devam ediyor.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir