Skip to content

Ham Gezi’nin masumiyetinden, mamül Gezi projesine

Avrupa’da 68 hareketinin modernliğe tepkiyle Maocu olduğu söylenir. Hinduizme, hippiliğe, modernlik ve aydınlanma dışı alternatif felsefelere, kültürlere, yaşam tarzlarına merak yani. Batının totolojik uygarlığından yılıp bıkan gençlerin doğularda insanlık, sahicilik, madde ötesini arama macerası. Bizde böyle olmadı. Maocularımız bile Avrupa aydınlanmacılığının yılmaz savunucusuydu. Hâlâ da öyleler.

Nedense ideolojik arayışlar konu olduğunda bu toprakta bir bereketsizlik var. Dinsizler aydınlanmayı ve onun laisizmini, dinliler de selefi/vahhabi, tekfirci, zâhirci aşırılığı bulup benimsedi.

Dinlisinin macerası da dinsizinkinden farksız değil. Bir vakitler merhum Humeyni’nin önderliğini yaptığı İran devrimine hayranlık duyan selefi radikalleri alın mesela. Sovyetler Birliği glasnost-perestroyka sürecine girdiği ve Ayetullah Humeyni Gorbaçov’a, İbn Arabi ve Molla Sadra’yı incelemeyi tavsiye eden mektubu gönderdiğinde duvara tosladılar. Humeyni’nin müntesibi olduğu tasavvuf ve irfan felsefesinin bu derinliğinde nefes alamadılar. Çünkü materyalistler. Dinlisinden sadece. Yahut aydınlanmancılığın dinci versiyonu. Zaten maneviyat ve irfanla alakaları yoktu, Suriye kriziyle birlikte İslam devrimine politik hayranlıklarını da yitirip kolayca IŞİD’çi oluverdiler. Mayalarındaki materyalizm sebebiyle maneviyata dair hiçbir şeye ilgi duyacak halde değillerdi. Küçük bir arkeolojik kazı, Şiilikten nefretin köklerinde de aynı sebebi bulur.

2013 Mayıs sonunda patlak veren Gezi isyanının 68 hareketine benzediğine ilişkin o vakitlerde yaptığım değerlendirmeler bu meyandaydı. Solcu ve laiklerin, 68 hareketi günlerinde Avrupa’dakine benzer radikal değişim geçirebileceğini öngörmüştüm. Aydınlanmacılığın prangasından kurtulup doğulardaki alternatif yaklaşımlarla tanışabilecekleri önemli fırsattı. Olmadı. Başaramadılar.

Gezi, neredeyse hayata izin vermemeye yeminli 12 Eylül rejimine tepkiydi. Renkli devrim manipulasyonuna gelinceye dek, 12 Eylül’ün milli iradeyi yoksayan barikatlarına isyandı. Erdoğan bu nizamın aktüel nöbetçisi görüldüğü için hasbel kader muhatap oldu, dindar veya muhafazakar olduğu için değil. İnsanların protestosunda meşru ve haklı olan, yoksayma rejimine karşı reaksiyondu. Amma velakin manipulasyonla renkli devrime dönüştürme komplosu bu haklılığı yoketti. O nedenle bazı solcuların, Gezi’den, sokakta iktidar devirme veya iktidar devşirme projesine dönüşmüş kurumsal yapı çıkarma çabası güdük, kavruk, endamsız kaldı. O müesses ve örgütlü oluşum, ham Gezi’den projelendirilmiş hiçbir sonuç üretemedi.

Atlantik havzasına bağlılığı Erdoğan’a itibar etmekten daha güçlü olan kapitalist demokrasi militanizmi, Gezi protestosuna muhtelif derecede taraftardı. Değilse, askeri darbelerin baş destekçisi TÜSİAD’ın vicdanın sesi olduğuna mı inanacağız? Mamül Gezi projesinin destekçisiydiler. Renkli devrim manipülasyonundan medet umdular. Umutları boşa çıktı.

O sebeple Gezi protestosunun iktidar karşıtı değil, antiemperyalist olduğu için NATO’cu medyada yer bulmadığını düşünmemizi haklılaştıracak sürüyle karine var. Sokaktaki hareketliliğin AB(D)’ye yaklaştıkça ilgi gördüğünü tespit etmemiz için de. Penguen medyası diye alaya alınan medya aslında iktidardan korktuğu için değil, Gezi’nin antiemperyalist kimliği nedeniyle protestodan uzak durdu.

Gezi koalisyonundaki etkili bazı gruplar AB(D) mandasına biatlı sokak kaosuyla iktidar değiştirme plan projesine en başta tepkiliydi. Bazı şeyleri hissettiler. Aslında bu, Türkiye için iyidir. Memleketin hayrına ve maslahatınadır. Sağlıklı muhalifliğin yolu yordamı, doğru mecrasıdır. Ama işte AB(D)’ye biata tepkili hissiyat ve hassasiyetin rengi zamanla soldu. Protestonun Atlantik’çe devşirilmesine direnmiş sosyalist kalelerin de 17-25 Aralık sürecinde düşürülmesiyle ham Gezi’den geriye bir şey kalmadı.

Gezi olayları sırasında yaptığım tartışmaydı: Yoksayılmaya itiraz mı, sokağa kaos getirerek zinde güçlere fırsat yaratma mı? Olan bitene geriye doğru fikritakip yaptığımızda anlıyoruz ki meğer ikincisiymiş. Nitekim MOSSAD ajanı (İsrail’in eski dışişleri bakanı) Livni, Gezi’yle Erdoğan’a İsrail’den kopmanın gününün gösterildiğini söylediğinde Geziciler tıp oynadı.

Erdoğan’ın Gezi’yi dış komplo ilan etmesinin sebebi, Suriye’de hükümet devirmeye girişen trionun üyesi olmasındandı. Fotoğrafı hemen tanıdı.

Başlarda Gezi’nin “cumhuriyet mitingleri” olmadığı vurgulanarak tekrarlanmıştı. Sonra “O mitinglerin devamı” dendiği an Gezi’yi üç talakla boşamaktan başka çaremiz yoktu. Gezi’nin bitip cumhuriyet mitinglerine irtica edildiğinin miladı, Halk TV’de Esad’a “hacivat, kasap” diyerek saldıran laik lumpenin pespaye Ortadoğu ve Arap düşmanlığıydı.

Suriye krizinde iktidarın yanlış dışpolitikasına muhalif sol ve laik kesimler, Suriye’de din, mezhep ve inançların özgürlüğünün teminatı olan laiklik türü ve tarzından kafaları karışmış olarak Türkiye’de yeni bir yol ve yöntemin imkanını yokladı. Fakat bu arayış uzun soluklu olamadı. Gezi ruhunun beyannamesinde nüfusun baskın çoğunluğunun değerlerine saygılı/özenli olma vardı. Altına imza atanların çoğu yeminini tutmadı.

Gezi ruhunun yaratıcılığı tarihe kayıt düştü. Ne parlak sözler vardı. “Cumhuriyet mitingi” ruhu hortladığında ise kaba klişelere dönüverdi. “Başörtüsü kadını özgürleştirmez” ve diğer aptalca klişeler listesi Gezi ruhunu bitiren “cumhuriyet mitingleri” çağının manifestosuydu.

Manipülasyon Gezi’yi yoketti. Gezi ruhu, Erdoğan’ı darbeyle de olsa devirme ve dini hayat düşmanlığı içermediğinden öylesine görkemliydi. Mamül bir projeye dönüştürme manipülasyonu onu zıvanadan çıkardı.

Şimdilerde sandıktan çıkan tercihi yoksayıp nüfusun binde birinden azının şamatasıyla sokakta iktidar devirme gibi acele ve kestirme yöntemlere odaklanılmış durumda. Türkiye’nin ana muhalefet partisinin bile bu imkanı kovaladığını alenen görüyoruz. Muhaliflik bu aralar, isyanla iktidarı devirmeyi meşrulaştırmak için gerekçe üretmeye kafa yoruyor. İktidarın yanlış politikalarına muhalefet edip halkın menfaatine olarak onları değiştirtmeye uğraşmayı boşuna, gereksiz, lüzumsuz buluyorlar. Onların ajandasına katılmayanı da yandaşlıkla suçluyorlar.

Aydınlanmacı dogmacılık ve selefi tekfirciliğin bitip yetiştiği toksik toprak. Kilitlendiği hedefi tahakkuk ettirene kadar hayatı askıya alma zihniyeti. Tekil sorunlarda mücadele etmek yerine total(iter) arayışlar peşinde koşmak.

Selefi/vahhabi obsesyon ile aydınlanmacı takıntı memleketi çoraklaştırıyor. Muhafazakarlığın yoksullaştırıcı etkilerini önleyecek muhalifliğin normalleşme çabasını hiçleştiriyor. Kriminalleşen ortamda felsefi itiraz kendine nasıl tribün bulabilsin ki.

Politik mücadelenin baskın görünmesi yanılsama. Asıl maddeciliğe karşı maneviyatçılık mücadelesi var. Hem aydınlanmacı olanına, hem de selefi/vahhabi olanına karşı.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir