Skip to content

IŞİD Şii mehmetçiği katlederken bile Şiafobi

Bakan Prof. Numan Kurtulmuş için en zor günler. Türkiye’de mezhepçi galeyanı dizginlemeye çalışırken ona bağlı TRT başta olmak üzere muhafazakar medyada çıldırmışcasına Şiafobi faaliyeti yürütülüyor. Medeni bir ülkede olsak devlet nefret suçunu her gün işleyen bu yayınlara asla izin vermezdi. Ama Türkiye neredeyse rayından çıkmış halde, kontrol kaybedilmiş gözüküyor. Öyle ki, Rusya’nın Ankara büyükelçisi Karlov bir koruma polisi tarafından rahatlıkla öldürülebildi. Ankara’daki yabancı misyon şeflerinin “Canımızı emanet ettiğimiz polis öldürüyorsa biz neye, kime güveneceğiz” şeklinde mırıldandığı yazıldı. Moskova’da Rus istihbaratının özel kuvvetlerine mensup üst düzey bir subay “Ankara’da büyükelçimizi koruyacak bir tek kişi bile yoktu” dedi. Dış dünya bu vakayı Türkiye’de kontrolün kaybedildiğinin kanıtına örnek gösteriyor.

İş öylesine çığrından çıktı ki, Fırat Kalkanı operasyonu sırasında IŞİD tarafından esir alınan askerlerden Şii (Iğdırlı Azeri) olanı -iddiaya göre- yakılarak şehit edilirken TRT’de gece boyunca ağır ve galiz Şia karşıtlığı yapıldı. Katlanılması imkansız nefret dolu sözlerle. Şiafobi nitelemesinin dahi fazlasıyla diplomatik ve nazik kalacağı bir ortamdı. Şii Müslümanlardan nefret eden ve her söyledikleri yalan, iftira, propagandadan ibaret provokatörler ağızlarına geleni saydırdılar.

Türkiye zaten yeterince zor bir dönemden geçiyorken, emsaline Avrupa’da aşırı sağcıların nefret kampanyalarında bile rastlanmayan boyutta galiz Şiafobi çabası neyi amaçlıyor olabilir? Böyle yapmakla nasıl bir kazanım elde edeceklerini umuyorlar acaba?

Müslüman ülkelerde halklar, inançlar ve kültürler bakımından Sünni toplumlar ile Şii toplumlar arasında herhangi bir gerilim ve çatışma ihtimali bulunmuyor. Böyle bir çatışmanın örneği de yok. Şiafobi’nin de dünyada ve bölgede sadece Suudi Arabistan’da ve Türkiye’de görülen bir tür aşırı sağcılık akımı olduğunu unutmamak gerek. Sünni-Şii gerilimi veya çatışması farazidir. Muhtelif siyasi yararları nedeniyle gündemde tutuluyor. Bu yararlardan belki biri, AK Parti’nin seçmen profilini Özal’ın ANAP’ında gördüğümüz gevşek dokulu kümeleşme gerçeğinden uzaklaştırmak olabilir. Ne yazık ki iktidar muhitinde bunu cin fikir sanacak kaçıklar rağbet görebiliyor. Gerçi böyle bir planın olup olmadığını kanıtlayacak elde dayanak yok. Tek veri, iktidarı açıktan destekleyen medyada ve devlet medyasında Şiafobi yapılıyor olması. Bu nedenle böyle bir çıkarım sadece spekülasyona ve siyasi analize konu edilebilir. Aşırılıkçı grupların militan devşirmek için Şiafobiden medet umduğuna ise şüphe yok. Zira ellerinde insanları cezbedecek bir ideoloji yok, fikir, düşünce, sanat, edebiyat ve maneviyatla mürit toplayacak halde değiller. Bunlar olmayınca nefret öğesinden yardım alarak varoluşlarına anlam kazandırmaya çalışıyorlar.

Türkiye’deki Şiafobi, batıdaki İslamofobiden kopya. Kabartılıp köpürtülen Şiafobi veya Alevifobi ile sert bir kriz anında dağılmayacak taban profiline varmaya çalışıyorlar. Ama bu aynı zamanda kendi içinde bir risk de barındırıyor. Nefret ve öfkeyle marjinalleri biraraya getirmek kolaysa da bu çekirdeğin dışındaki akıntıya kapılmış kalabalık mutedil halkaları korkutup kaçırmak da o kadar kolaylaşıyor. Dış halkalar ihaleler ve sosyal yardımlarla nereye kadar konsolide edilebilir ki. Çünkü siyasi, iktisadi ve toplumsal rantın odağındaki çelik çekirdek dışında kalan tabakalar için istikrarsızlık ürkütücüdür. Rusya, İran ve Suriye düşmanlığı veya Şiafobi yaparak çıkarılan her kavga ve yolaçılan her yangında yürekler hopluyor. Dış halkalar, içeridekiler kadar delirmediğinden kavga gürültünün doğrudan aile ekonomilerini vuracağını sezgisel bilirler.

Sünni-Şii geriliminden yararlanan bir kesim de vahhabiler ve onların vurucu gücü tekfirci selefilik. Vahhabi misyonerlik Sünni toplum içinde ancak Şiafobi kampanyası sayesinde gizlenebiliyor. Bu olmasa Sünni ulema, siyasi ve sosyal liderler vahhabiliği eşikten içeri sokmaz. Vahhabiliğin kabarık bütçeli faaliyetlerle Müslüman toplumlarda mezhebi farklılıkları çatışmaya dönüştürecek fitne projeleriyle meşgul olduğunu bilmeyen yok. Çünkü ancak bu sayede kendine varlık alanı açabiliyor. Ayrıca vahhabiliğin simetrisi olan siyonizmin Müslüman toplumlarda tepkiyle karşılanmamasını sağlamak da vahhabiliğe alan açan etkenlerden. “Asıl düşman İsrail değil İran’dır” cümlesiyle özetlenebilecek bir proje bu. BOP’un İslam ülkelerinde toplumsallaşması, kültürel nüfuz edinmesini sağlamanın çabası yani. Vahhabiliğin bizim gibi toplumlara vadettiği tek şey karanlık bir çağdır. İslam’la uzak yakın alakası olmayan gerici bir zihin dünyasının egemenliği. Anadolu dindarlığıyla hiçbir şekilde bağdaşmayacak vahhabiliğin topluma sızabilmesinin münbit ortamı Şiafobi sayesinde ürüyor.

Yine de büyük kampanyalara, televizyon dizilerine, manşetlerden kışkırtmalara karşın Sünni-Şii gerilimi veya çatışmasının toplumsallaştırılamadığı görülüyor. Suriye’de onbinlerce yabancı veya Suriyeli teröristin başlattığı iç savaşın mezhep savaşı olduğu senelerdir propaganda edilmesine rağmen Şiafobi faaliyetinin profesyonellerinden başkası mezhep düşmanlığına katılmadı. Sanıldığının aksine dünya Sünniliği, bir avuç tekfirci selefi gibi hareket etmiyor. Suriye Sünnileri ve âlimleri, sponsorluğunu Suudi rejiminin yaptığı mezhepçiliğe şiddetle karşı. Lübnan’da, vahhabiliğin ve tekfirci selefiliğin etki alanındaki Sünniler hariç, Ehl-i Sünnet Müslümanlar Şii-Sünni birliğini savunuyor. Merhum Erbakan’ın D8’inin omurgasını oluşturan en kalabalık Müslüman ülkelerde Endonezya, Mısır ve diğerlerinde mezhepçi siyasetler görülmüyor. Bu ülkelerde devletler Şii husumetini teşvik etmiyor, aksine mezheplerin birlik ve dayanışmasını özendiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce hiç görülmedik sıklıkta ve yoğunlukta birlik ve beraberlikten bahsettiği sırada Şiafobinin adeta patlaması tuhaf bir durum kuşkusuz. Devlet bu konuda hassassa devletin medyası TRT başta, muhafazakar medyada yalan ve propagandalarla Şia nefreti yapılmaksızın gün geçmemesi nasıl izah edilebilir?

Türkiye’deki Şiafobi faaliyetinin hedefi, belli ki, Putin’in İslam’ın Şii ve Sünni liderlerini (Ruhani ve Erdoğan) iki yanına alarak bölgesel ve küresel oyun kurmasının önüne geçmek. Bir anda patlak veren Şiafobi faaliyetinin CIA mahreçli bir kampanya olduğundan kuşku duyulmamalı.

Rusya lideri Putin, Şii Ruhani ve Sünni Erdoğan’la bölgesel ve küresel oyun kurmaktaki kararlılığını gösterdikçe Türkiye’de Şii düşmanlığı köpürtülüp kabartılıyor. Mesele, Erdoğan’ın Amerika-Suud-İsrail kampında istikbal olmadığını görüp Rusya-İran seçeneğini denemek istemesiyle ilgilidir. Türkiye’de Şia düşmanlığı olarak zuhur eden kampanyanın Erdoğan’ı etkilemeye ve kararından caydırmaya dönük olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu nedenle Şiafobi kampanyasının, kanıtlanmaya gerek kalmaksızın ABD-Suud-İsrail menşeli, mahreçli ve sponsorlu olduğu ayan beyan ortada. 15 Temmuz darbesini finanse ettiğine ilişkin analizler Ortadoğu’nun saygın medya kaynakları ve yazarlarınca dile getirilmiş (darbe girişimi savuşturulduktan üç gün sonra hükümete destek veren) Suudilerin, Ankara eğer Suriye’de rejim devirme projesinden çıkarsa başına gelecekler konusunda savurduğu tehdit google taramasında listenin başında çıkıyor.

CIA namına Şiafobi kampanyasının ihalesi, 15 Temmuz gecesi Türkiye’de iktidarı ele geçirmeye çalışan darbecilere verilmişti. İktidar olsalardı bugünlerde tanık olduğumuz Şia nefretiyle yetinmeyecek, içeride mezhebi temizliğe, dışarıda İran ve Irak’la savaşa tutuşacaklardı. Bunları darbe girişiminin ilk günlerinde hükümet sözcüleri söyledi. Şu anda Şiafobi faaliyetinin ocakları olan mezhepçi-tekfirci muhitler 15 Temmuz darbecilerinin misyonunu yürütüyor öyleyse. Bu karmaşayı anlamamızı sağlayacak bir kılavuz var mı?

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir