Skip to content

Merhametin rahminde dokuz ay

15 Temmuz 2016’da yaşadığımız kabus gece ve kanlı darbe girişiminin üzerinden dokuz ay geçti. Ülkemizin istihbarat mercileri ve en üst düzey yöneticilerin bile farkına varmadığı bu hain teşebbüsle insafsızca ilişkilendirilen Ali Bulaç’ın neredeyse ihaneti farketmemekle suçlanıp hapse atılması üzerinden de. Yani o sırada başka bir gazetede yazıyor olsaydı şu anda yaşadığı haksızlığa maruz kalmayacaktı.

Yazarlıktan başka meşguliyeti olmayan Ali Bulaç’ın, sonradan darbeyle iltisak suçlamasıyla örgütsel bağa konu edilmiş gazetede yazmaktan başka suçu tespit edilmiş değildir. Hiçbir şey bulamama sebebiyle iddianameye konulmak zorunda kalınan, bir yazısından çarpıtılarak yapılmış alıntının zoraki ve zorlama nitelikte olduğunu hukuk fakültesi ilk sınıf öğrencisi bile anlayabilir. Bireysel değerlendirmede suç tespit edilemeyeceğinden, faraziye ile örgütsel ve organik bağ icat edilmesi, hem talihsizce, insafsızca ve haksızcadır, hem de İslami kesimin öz oğullarını tanıdığı gibi yakından bildiği Bulaç’ın şeffaf hayatının tarzına, üslubuna, akışına ve siciline aykırıdır.

Hayatının hiçbir döneminde hiçbir kurumla örgütsel bağı olmadı. Ne yönettiği yayınevi, katkıda bulunduğu vakıf, dernek vs. ile, ne de yazdığı gazetelerle. Bilgi, birikim ve tecrübeleriyle katkıda bulunmaktan ibaret bir tarzla içinde yeraldığı kurum ve yayınların hata ve kusurlarına, hatta belki suçlarına dahil edebilmek için kolektif sorumluluk icat edilmesi ağır bir hukuk bidatidir. Yazarlık hayatı boyunca eski Türkiye’nin bariz âdeti olan ‘kolektif suç’a karşı mücadele etmişken, o acaipliklerin artık geride kaldığının söylendiği bu dönemde böyle bir ithamla karşı karşıya bulunması havsalaya sığdırmakta zorlandığımız tuhaflıktır. Belki böyle düşünülmesine yolaçan ve bu yönde izlenim uyanmasına sebep olan hükümet karşıtı kimi beyanlar, sosyal medya hırçınlıkları ve çıkışlar da garabet örnekleridir ve onun izni olmaksızın adını kendi heyecanlı tuhaflıklarına ikide bir konu etmekle ona zulmetmektedirler.

Rahman ve rahim olanın merhameti insana emsaldir. İnsan, bu misale tutunduğu takdirde insan olma sıfatını koruyabilir. Şu anda ailesiyle birlikte evinde ilmî çalışmalarına ve yazarlık faaliyetine devam etmesi gerekirken bir hapishanede belirsiz bir akıbetin nöbetine mecbur edilmesi, hiçbir aşaması ve kademesinde tanık olarak bile yeralmadığı cılız örgütsel bağ iddiası yüzündendir.

Çoğu yurtdışına kaçmış, 15 Temmuz darbesiyle iltisakından bahsedilen kimi isimlerin içinde adının da geçtiği tahrikamiz beyan ve yazılarından Ali Bulaç dört duvar arasında nasıl sorumlu tutulabilir? Onlar kişisel öfke, kızgınlık ve nefretlerini uzak mesafelerden ve korunaklı yerlerden coşkuyla ifade ederken, bir zindan köşesinde savunmasız, masum ve mazlum bekleyen Bulaç’ı ve ailesini umursamadıkları bellidir. Sadece kendisinin yazdıklarından sorumlu tutulabilecek suçsuz, masum ve mazlum bir yazar olduğunu kanıtlamaya uğraşırken haber alma avantajlarını kendilerini kurtarmak ve firar etmek için kullanmış olanlar onun masumiyetini kendi bilmediğimiz ajandalarını aklamaya seferber edebiliyor. Bu vicdansızlığa itirazımız var.

Komplocu ve paranoid kaçıklıklarla tabii ki ilgili değiliz, lakin şu yaşadığımız ardarda tuhaflıkları görünce de acaba Bulaç’ın masumiyetinin işe yaraması için mi kışkırtıcı biçimde ters kelepçeyle derdest edilip gerekçesiz hapsedildiğini düşünmeden edemiyoruz.

Hiçbir masum ve mazlumun âhı yerde kalmaz. Allah’a ve ahiret gününe imanımız ezber bilgi değildir. Bulaç’ın yaşadığı haksızlık ve hukuksuzluğun zorlama ilinti ve ilişkilendirmelerle sürdürülemeyeceğine inancımız tamdır. Ali Bulaç, hiçbir organik bağı olmadığı nefret ve öfke meşrebinin, ulaşılır olmamaktan cesaret alan coşkulu gazap cümlelerinde yeralmayacak ruh nezahatına, edebe, ahlaka ve maneviyata sahiptir. Korkup çekindiğinden değil, tıynet ve tabiatı öyle olmadığından böyle hatırlatmalar yapıyor.

Ömrünün şahitlik ettiği masumiyet ve mazlumiyetle merhametin rahminde doldurduğu dokuz aylık sürenin sonunda Allah’ın insanları yarattığı özgürlük fıtratına uygun olanın tecelli edeceğine inanıyoruz.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir