Skip to content

MHP, iktidar rekabetinin mi, beka meselesinin mi partisi?

1977 başlarıydı sanırım. Kulakları çınlasın, çok sevdiğim imam hatipli arkadaşım bir gün İGD’deki (İlerici Gençler Derneği) seminerlere katılmayı teklif etmiş ve birlikte gitmiştik. Bismillah, daha ilk seminerde konuşmacı dinin afyon olduğunu anlatıp dinî değerlerden özgürleşmekten falan bahsedince, bu çağrı, kızlı erkekli ortamda hayli cazip görünmesine rağmen nispeten dindar ailelerin çocukları olduğumuzdan damağımızda kötü tat bıraktı. “Üç Adam” skecindeki gibi, seminer konuşmacısına “bi’ git” deyiverdik içimizden. Hem de “s” ile. Gençlik işte. Damarımıza basılınca bir de.

Arap ülkeleri ve İran’dan farklı olarak bizde solculuk, kemalist terbiyeye tâbi olduğu için mecburen din karşıtlığı, tercihan din düşmanlığı. Hatta rahle-i tedrisatından geçtikleri Avrupa solculuğunun Judeo-Hıristiyan kültür içindeki sürekliliği bile onları ehlileştirmez ve içinde yaşadıkları İslamî kültürü yoketmeye koşullu reflekslerle davranırlar.

O sene, muhtelif etkenlerin de yön vermesiyle arkadaşım MSP’li, bense MHP’li oluverdik. Gayet medeni, hoş sohbet, esprili bir kardeşimdi. Siyasi farklılığımız dostluğumuzu engellemedi. 80’lerde ben İslamcı entelektüalizme geçiş yaptığımda o da ilahiyatçı olmuştu. Hem de reformizmin kalesi Ankara ilahiyatta. Galiba en son 90’ların başında Ankara’da karşılaştık. Senelerdir görüşmesek de onunla ilgili olumlu hissiyatım hiç değişmedi. Hatta Erdoğan’ın, Şii karşıtlığıyla tebarüz etmiş koyu ve ilkel mezhepçi eski metin yazarının yakın arkadaşı olduğunu öğrendiğimde bile. Hani şu, Erdoğan’a Gezi sırasında “white sea” dedirten, en son “düşük profil” beyanıyla yolaçtığı tartışma itibariyle stratejik düşünceden mahrumiyetini kanıtlayan, metin yazmaktan çok yorulduğu, bu nedenle Erdoğan’a parmaklarını gösterip milletvekili olmak için izin istediğini bir röportajında anlatmış Ankara mebusu şahıs var ya, işte o. Ne diyeyim, eski dostumun hatırına Allah mebus kardeşimize izan, insaf, basiret nasip etsin de mezhep milliyetçiliği illetinden kurtarsın.

70’lerin ikinci yarısından başlayarak içinde yeraldığım Ülkücü hareket ve MHP, Türk milliyetçiliğinin temsilcisi olmakla birlikte esas itibariyle Türkiye’nin beka meselesinin hareketiydi. Beka meselesini Türkiye’nin kurucu unsuru Türklüğü korumakla özdeş gördüğü için vurgusunu oraya yapardı. Komünizmle mücadelenin temeli de burada atılmış oluyor işte. Zira Türkiye’yi Sovyetler Birliği’nin uydusu yapmak isteyen ideolojiye karşı varoluş kavgası verilmesi de beka meselesine dahildi. Tehdit böyle tanımlanınca Türk dünyasıyla bütünleşmeyi amaçlayan kızıl elma tabii ki duygusal ve romantik nedenlerden değildi. Türk dünyası meselesinde mevzu, hem demografik üstünlük arayışı, hem de stratejik derinlikle ilgiliydi.

MHP’ninki gibi Erbakan’ın Milli Görüş’ü de beka meselesinin siyasi hareketiydi. Fakat MHP’den farklı olarak Selametçiler bu konuya mikro bakmıyor ve varoluş meselesinde Türklük ailesiyle bütünleşmeyi bir çözüm kabul etmiyordu. Bilakis Türklükle bütünleşme çabasının, milleti oluşturan çokluk ve çeşitliliğin iman etrafındaki birlik ve beraberliğinden kaynaklanan gücü kıracağını düşünüyordu. O nedenle makro bakışla, İslam ailesiyle bütünleşip saldırgan uygarlığa daha güçlü bir şekilde ve medeniyetle karşı koymayı öneriyordu. Milli Görüş açısından milli beka, Çanakkale-Lozan hattında yokuş aşağı düşüşe geçmiş Anadolu’yu tekrar İslam ümmeti potasına iade ederek teminat altına alınabilirdi. Öyleyse mücadele edilmesi gereken, sadece Türklüğün hasımları değil, hangi etnisite ve tasavvur dünyasından olursa olsun İslam uygarlığının karşıtları ve onların her birinin içine sızmış İslam düşmanı siyonizmdi.

Milliyetçi hareket Milli Görüş’ün ümmetçiliğindeki enternasyonalizmden tedirgindi ama komünist enternasyonalizmden farklı olarak Milli Görüş bahis konusu olduğunda önlerinde İslam ve ümmet şemsiyesi bulunması itiraz direncini kırıyordu. Ülkücülerin bu konudaki yaklaşımı, ümmetin duygusal, romantik ve sembolik, Türk birliğinin ise sahici ve pratik bir konu olduğu şeklindeydi. 70’lerde “Önce kendi ailemizi toparlayalım, sonra ümmetin diğer aileleriyle biraraya geliriz” denirdi mesela. Bununla birlikte Milli Görüş’ün ideolojik dünyasında vatan, kültür, tarih, milli şuur ve beka meselesinin tuttuğu ağırlıklı yer, Türkeş’in MHP’sinin, politik farklılıklar olsa da kendisini MSP ile aynı kategorik alanda görmesini sağlayabildi.

Türkiye’de dindar, mutaassıp, mazbut ailelerin çocuklarının laik solcu olmasını engelleyip ya MHP’de milliyetçi ya da Milli Görüş’te İslamcı olmasının otomatiğe bağlanması, soldaki maneviyat yoksunluğu ve maneviyat karşıtlığının yanısıra, sol enternasyonalizmde vatan ve beka meselesini bulamamalarıdır.

1991 seçimlerinde Türk milliyetçiliğinin MHP’si, Milli Görüş’ün RP’si ve Milli Mücadeleci hareketin MP’sini biraraya getiren, ortak payda yine beka meselesiydi. O sırada Refah Partisi’nin Güneydoğu müfettişi olan Altan Tan’ın bu ittifaka tepkisi, laik solun türevi olan Kürt milliyetçiliğinin etki ve baskısına karşı koyamamasıyla açıklanabilir. Çünkü o ittifak Kürtlere karşı kurulmuş değildi ve beka meselesinde RP’deki hassasiyet dindar Kürtler arasında tepkiyle karşılanmıyordu.

Şu sıra gündemin başına oturan MHP’deki kurultay krizini anlayabilmek için mevzunun MHP’nin kimliğinin ne olduğu tartışmasına gelip dayanacağını tahmin etmek zor değil. Dolayısıyla doğru soru şudur: MHP siyasi rekabetin mi, yoksa beka meselesinin mi partisi?

MHP’nin belki AKP iktidarını bitirebilecek oranda oy seviyesine yükselip iktidar alternatifi olmasına vurgu yapan muhalifler bu soruya MHP’nin iktidar rekabetinin partisi olduğu cevabını veriyor. Bir de araya sıkıştırılmış acil gündem olarak Erdoğan’ın (cumhur)başkanlığının engellenmesi meselesi var. Lakin MHP’yi Erdoğan’ın yoluna döşenecek barikat görenler koalisyonu ya da konsorsiyumuna sözcülük MHP’li muhaliflerin genel merkez karşısında elini hayli zayıflatıyor.

Türkeş’in MHP’si siyasi rekabetin değil, beka meselesinin siyasi hareketiydi. Bugünkü muhalifler o nedenle MHP genel merkezi tarafından 90’ların renkli devrimcileri gibi görülüyor. Milli Görüş’teyken iktidar olmaktan ziyade Anadolu’nun ve İslam ümmetinin varoluşu için siyasi-kültürel mücadeleye odaklanmışken, AK Parti’yle birlikte sadece iktidar olmayı hedefleyen bir kesim, MHP’li muhaliflerin serüvenine emsal gösterilebilir.

MHP lideri Bahçeli, iktidara “hukuki destek” verebileceklerini söylemekle aslında MHP’nin iktidar rekabetinin değil, beka meselesinin partisi olduğunu muhaliflere hatırlatmış oldu. O halde Bahçeli’nin, PKK ve Cemaat ile mücadelede beka meselesinin şövalyesi kabul edilen Erdoğan’a verdiği destek, MHP’nin misyonuyla uyumlu sayılır. MHP Türkeş’ten beri beka krizi patlak verdiğinde iktidar rekabetini bırakıyor çünkü.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir