Skip to content

Muhafazakar nasyonalistin lego din kültürü

Eski dost bir AK Partili vekile, Erdoğan’ın konuşma metinlerindeki eklektik kekrekliği ve yamaları sorduğumda, “Metinleri yazanların İslamcı mazisi yok, ondan.” cevabını vermişti.

AK Parti muhitinde baskın renk olarak ahiret kaygısının terbiyesinden geçmiş dava adamlarını değil, dünyevi menfaat motivasyonuyla koşuşturan lumpen yarı milliyetçileri buluyoruz. Yarı milliyetçi. Yani ne tam seküler nasyonalist, ne de tam İslamcı, ama ikisinden de bir tutam atılmış bulamaç. Milliyetçilik ve İslamcılık aromalı lumpen muhafazakar nasyonalizm. Türk milliyetçilerinin “Türk-İslam sentezi” eklektisizmine nazire, yahut simetrik. Allah Rasulü’nün (s) İslam’ın beş şartını sayıp göndermesi üzerine “Vallahi, ne fazla, ne eksik yaparım” deyip giden cahil bedevinin dahi gerisinde bir kimlik.

Harekete sonradan kaynak yapıp en iyi köşe başlarını tutmayı başarmış laik, liberal, sefahat ehlini saymıyoruz. Onlar profesyoneller. Her tarafta, her muhitte, her kılık ve renkte olabilirler. Yeter ki gündelik hayatın müreffeh standardı garanti edilsin. Bu güruha, zâhiren İslami sosyolojidenmiş izlenimi bırakan başında örtü, suratında kıl olanlar da dahil.

Muhafazakarlık, politik kimliği dindarlığın tanımı yapıp yeni bir kelam/teoloji türetenler dünyası. Politik kimlik namına en çok haykıranın en takvalı ve en itibarlı görüldüğü, statü ağacında en yükseğe tırmanabildiği tasavvur âlemi.

Oysa Kur’an’da Hz. Peygamber’in İbrahim, İshak ve Yakubu da hatırlaması istenirken onların ayırt edici özelliğinin [haslet] “ahiret yurdunu hatırda tutma” olduğu gayet net beyan edilir (Sâd 45-46). Ahiret yurdunu hatırdan çıkarmamayı pergelin sabit ucu yapmış İslam’dan, lafzen değilse de fiilen ahireti umursamayan dünyevi hayat tarzının nasıl çıkarılabildiği tabii ki şaşırtıcı.

Muhafazakar iktidarın ve kendi küçük iktidarlarında cemaat ve tarikatların vadettiği istikbal, dünya nimetidir. Oysa İslam’ın Peygamberi (s), dünya nimetleri için dindarlığı da, mücadeleyi de gayri meşru saymıştı. Allah Rasulü (s), akıbeti amaçla tanımladı: “Kimin hicreti neye ise onadır…” (Buhari, bedu’l-vahy; Müslim, imare; Ebu Davud, talak). Bu sebeple Hayber savaşında naaşının başına toplanılıp şehadeti kutlanan kişi için “Hayır, ben onu ganimetten çaldığı hırka içinde cehennemde gördüm.” demişti (Müslim, iman; Buhari, cihad). Ehl-i Sünnet mektebinin adını kendi ilkel mezhepçilikleri için kullanan cahil veya kötüniyetli kimilerinin “sahabe” sembolizmine tabii ki aykırı, gerçek bir vaka bu. Daha nicesi var. Onlar “sahabe” soyutlamasıyla aslında kendi mezhepçi radikalizmlerini meşrulaştırmaya çalışıyor. Yoksa Allah’ın dini, Hz. Peygamber, Ehl-i Beyt, sahabe umurlarında değil. Umurlarında olsaydı Vahhabi Suudiler Hz. Hatice’nin evini tuvalet yaptığında dünyayı Vahhabilerin başına yıkarlardı. Tekfirci teröristler Suriye’de büyük sahabe Hucr b. Adiyy’in kabrini deşip kemiklerini etrafa saçtığında kıyameti koparırlardı. Bilakis, Suudileri “İslam ordusu” diye dualarla uğurluyor, tekfirci teröristlere “mücahit” apoleti takıyorlar.

Mezhepçilik muhafazakar kimliğin ayrılmaz parçasıdır. Lumpen milliyetçilik sadece etnik temelde yapıldığından muhafazakar algıda pek iş görmeyebilir. O nedenle üzerine bir tutam din ilave etmek mecburidir. Mezhepçilik, dinsel milliyetçiliktir. Ehl-i Sünnet adına yapılan dinsel milliyetçilik ise Emevilerin Arap ulusçuluğunun dinselleşmiş halinden başkası değil. Bu mezhepçilik, Ali’nin Şiasını İran milliyetçiliğiyle suçlarken aslında kendi Emevi Arap milliyetçiliğini gizleyip kamufle etmeye çalışıyor. Çünkü Şia’nın kökeninin İran olmadığını, İran’ın çok sonra Araplar ve Anadolu Alevileri tarafından Şiileştirildiğini bilmeyecek kadar zır cahil olmaları imkansız. Ya da bu kadar zır ve kapkaranlık cahiller, ne bilelim.

Muhafazakar nasyonalist için Kur’an ayetleri, hadisler, tarihi olaylar ve kişiler lego oyuncaktan farksız. Eldeki malzemeyi diledikleri yere diledikleri şekilde monte ediyorlar. Buradan üreyen din anlayışı ister istemez toplama, derleme, demonte, eklektik oluyor. Geri çekilip bakıldığında İslam’ın büyük fotoğrafıyla uzak yakın alakası olmayan bambaşka bir tasvir çıkıyor ortaya. Devletleştirilmiş bu lego dinin ve onun dindarlığının mensupları, yeniden tanımlanmış absürd dindarlık ile iktidarı özdeşleştirdiği için birini kaybettiğinde diğerinin de gideceğini hissediyor.

Muhafazakar iktidarın kendi taraftarlarına güç, para, şöhret ve dünyevi tatminden başka bir şey vermediği, veremediği besbelli. Peygamberler ve din önderleri gibi sadece ahireti vadetse yanında bu taraftar kitlesinden kimseyi bulamayacağı gerçeğiyle yüzyüze.

Muhafazakar siyaset, söz ve amelleri, ahirette hesabını verme kaygısıyla değil, çıkar motivasyonuyla yapmanın politik kimliği haline geldi. Tüccar siyasetle tanık olduğumuz şey, İslam davası diye ortada gezenlerin büyük bir itikat krizi yaşadığıdır. Günah duygusunu yitirdiler.

İslam’a göre bir fenalığı yapmak ile onun yayılmasına yardımcı olmak arasında büyük derece farkı var. İkincisi daha ağır bir günah ve suç. Muhafazakâr bu günahı ve suçu her gün işliyor. Kapitalizme, emperyalizme, iktidar ve servet yığmaya, Allah’ın mülkünü zimmete geçirmeye övgü muhafazakâr medyanın yaydığı fenalık. Bu türden görüşlerin onaylandığı yayınlar muhafazakârların evlerine giriyor, çocukları izliyor. O fikirlerle büyüyen gençler yüksek standartlı hayat ve müreffeh koşullardan başka bir gelecek peşinde koşmuyor. Yıllardır batıcılığa ve batılılaşmaya karşı mücadele etmiş İslami kesimlerin çocukları batı hayranı olarak yetişiyor. Yoksulların hâlâ yoksul olduğu, iktisadi rejimin adalet ilkesine göre reforma tabi tutulmadığı ama İslami kesimlerin bundan hiç şikayetçi olmadığı yeni bir durum bu. Muhafazakar nasyonalistin din kültürü.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir