Skip to content

Muhafazakar resmi tarihin Kût menkıbesi

İdeolojik rejimlerin resmi tarih ihtiyacı mübrem. Olmazsa olmaz. Böyle bir tarih sayesinde kendilerini varedebiliyorlar. Kurgu tarih olmazsa meşruiyet krizi kaçınılmaz çünkü. Gerçi senaryoyu güç kullanarak gerçek saydırmalarının bile miad sorunu var. Resmi yalanlar son kullanım tarihiyle malül. O vakit gelip çattığında öykünün de, onun sahibinin de çöküşten kurtulması imkansız. Cumhuriyet tarihimiz ve onu satır satır senaryolaştıran laisist radikallerin ahvali gibi. Bu resmi tarih, rol modeli olan Fransa’nınkinden de ağır hilaf-ı hakikatlerle doluydu. Metafizik menkıbeler mi ararsın, ezoterik yakıştırmalar mı, ultra kaçık öyküler mi, gırla. Tarih araştırmacıları bu acaip ve garaip hikayeleri bir bir yazıyor, biz de okuyoruz. Bu kadar çürük menkıbelerin bunca sene ayakta kalması devlet aygıtının güç kullanması sayesinde oldu kuşkusuz.

Herşeye karşın resmi tarihin direncini küçümsememek lazım. Peygamberimizin (s) defalarca vurgulayarak vasiyet ettiği “Kur’an ve Ehl-i Beyt” paradigmasını bozabilmek için İslam dünyasına, içinde Ehl-i Beyt geçmeyen salavatı ezberletmiş örnek bunun kanıtı. Allah Rasülü (s) ile onun Ehl-i Beyt’ini birbirinden koparan salavat için kimse kimseyi zorlamıyor. Her namazda tahiyyatta okunan “âl-i Muhammed”in vaaz dilinde veya gündelik kullanımda salavattan çıkarılmasındaki sinsi niyet, mümin ferasetinden kaçtığı için ayakta. Çoğu Müslüman salavatta “âl-i Muhammed”i zikretmemekte mahzur görmüyor, çünkü bunun tamamen siyasi bir kararla dinî gelenek haline getirilmiş resmi tarih tatbikatı olduğunu bilmiyor.

Muhafazakarların da laik seleflerinin yolundan gittiği ve kendine resmi tarih ürettiğini tespit edecek epeyce malzeme birikti. Bunun en yeni örneği, 1916 Nisan’ında Irak’ın Bağdat’a yakın Kût ve Amare bölgesinde İngilizlere karşı kazanılan zaferin öyküsünün muhafazakar versiyonu.

Hiç kuşku yok, İngilizlere karşı kazanılan Kût zaferinin önemi büyük. Fahreddin Paşa’nın İngilizlere ve onların işbirlikçisi Vahhabilere karşı verdiği Medine müdafaası kadar efsanevi. Nurettin Paşa’nın başlatıp Halil Paşa’nın tamamladığı zaferin bunca sene sonra hatırlatılıp kutlanması da mühim.

Lakin bu kutlamaların hikmetine ilişkin rivayet muhtelif. Laisistler, kutlanmaya başlayan Kût zaferinin, Halil Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya olan muhalefeti nedeniyle tercih edildiğini düşünüyor. Hatta İttihatçı Halil Paşa, Mustafa Kemal’in teşkilatta baş olma hırsı nedeniyle öldürülmesi kararını icra etmeye bile yeltenmiş ama onunla konuşunca vazgeçmiş. O gün Halil Paşa M. Kemal Paşa’ya merhamet etmeseydi modern Türkiye tarihi bambaşka olacaktı. Zamane muhafazakarı belki de tarihin akışını değiştirecek bu girişimin hayata geçmemiş olmasından hüzünle hiç değilse Kût zaferi ve kahramanını yücelterek manen aynı sonucu devşirmeye çalışıyor. Bu spekülasyonun faydası yok. Tarih, somut ve maddi gerçekliğiyle yaşandı ve bitti.

Yok eğer muhafazakarın bir niyeti de tarihi referans göstererek Irak üzerinde hak iddia etmekse o zaman söyleyecek bir çift laf var. Çünkü muhafazakar dışpolitika doktrinini imal eden Davutoğlu zihniyetinde Osmanlının eski toprakları madden olmasa da manen Türkiye’nin. Buna “stratejik derinlik” demişti hani. Filistin, Suriye, Irak, Lübnan, ta Yemen’e kadar. Kuzeyde Kafkaslar, batıda da Balkanlar. Heves ve hırsın büyüklüğü coğrafyanın çapından çıkartılabilir. Bu sebeple Suriye’de vahşi teröristlere dönüşen silahlı isyancıları desteklerken hep “Suriye iç meselemiz” dendi mesela. Muhafazakar muhitte bilumum kaçıklar “eski topraklarımız” nakaratını koro ve solo halinde az şakımadı. Onların hastalıklı dünyasında “eski topraklar”, Atlantik himayesinde işgal, istila, hegemoni amaçlı yayılmacılıktan başkası değil. Erbakan’ınki gibi sırf ve saf mümince yükümlülük, sorumluluk, taahhüt, vazife hissiyatının zerresi yüreklerinde yok.

Mezhepçiler mevzubahis olduğunda iyimser olmak neredeyse imkansız. O nedenle Kût’tan bahsettiklerinde Irak’la ilgili işgal, istila, hegemonya peşinde olduklarını düşünenler karamsarlık etmiş olmaz.

Mezhepçi zihniyetin Kût zaferiyle kendine has ve ait bir resmi tarih yazımıyla meşgul olduğunu iddia edelim ve bunun doğrulanmasını zamana yayalım.

Burada Kût muharebesiyle ilgili resmi tarihin içine alınmayan gerçekleri aktaracağız. Hepsi de çok mühim detaylar. O kadar ki, hiç sözü edilmeyen o ayrıntılar olmasaydı Osmanlı ordusu Kût ve Amare’de İngilizler ve onların tetikçisi Vahhabi çeteler karşısında hiçbir varlık gösteremezdi.

Iraklı Şiiler, Saddam diktatörlüğünde olduğu gibi öncesinde de tüm insanî haklardan mahrum ve baskı altındaydı. Osmanlılar döneminde Şii ulema devletten hiç memnun olmamasına rağmen İngilizlere karşı seferber olmuş ve cihad çağrısı yapmıştı. Mezhep farkını ve yaşadıkları mahrumiyeti bir kenara bırakıp İslam ülkesinin İngilizlerin elinden kurtarılması için cephelere koştular. İngilizlerin Irak’taki hakimiyetini bitiren, Şii ulemanın cihad fetvasıyla Şii Müslümanların cephelere koşmasıdır. Ulema bu savaşlara bizzat katıldı.

İngilizler, Şiilerin Osmanlı hilafetinde yaşadığı mahrumiyet ve mazlumiyetin onları İngilizlerle işbirliği yapıp Osmanlı devletine karşı savaşmaya sevkedeceğini sanıyordu. Bu sayede Türkleri Irak’tan çıkarabileceklerdi. Vahhabilerin Osmanlı devletine karşı İngilizlerle işbirliği yapması gibi. Ulemadan Mirza Muhammed Hasan Şirazi, Samarra’da aşırılıkçı Sünnilerin suikastine uğradığında Britanya konsolosu kendisine yardıma hazır olduğunu açıkladı. Mirza Muhammed Hasan onun yardım teklifini sert bir dille reddederek, “Biz Müslümanız. Meselemizi aramızda hallederiz. Sizin müdahalenize ihtiyacımız yok.” dedi.

Şii ulema İngilizlerin Irak’a tasallutu sırasında bir köşede sessizce oturup İstanbul’daki Şeyhülislam’ın cihad fetvası vermesini ve Türk askerlerinin gelip şehri savunmasını bekleyebilirdi. Ama böyle yapmadılar. İstanbul’un Bağdat’taki resmi temsilci Meşihatulislam Basra işgal edilirken İngiliz işgalcilere karşı kılını kıpırdatmadığı halde Şii ulema seferberlik ilan edip halktan gönüllüleri toplayarak üç cephede memleket savunmasına gönderdi. Ulemadan bazısı bu milis güçlere komutanlık da yapıyordu. Şeyh Mehdi Haydari, Şeyhu’ş-Şeria, Muhammed Said Hububi, Seyyid Muhsin Hakim, Şeyh Mehdi ve Şeyh Muhammed Halis işgalcilere karşı bizzat savaşa katılan âlimlerdendir.

Fav işgal edildiğinde Basra ulemasının önde gelenleri Necef, Kerbela ve Kazımeyn’deki Şii taklit mercilerine telgraflar gönderdi ve onlardan İngiliz işgalcilere karşı aşiretlerin ayaklanmasını teşvik etmelerini istedi. Telgraf metni şöyle:

“Küffar Basra’yı muhasara etti. Düşmanın namluları üzerimize çevrilmiş durumda. Müslüman beldelerin diğerleri konusunda endişeliyiz. Bize yardım edin ve aşiretlere müdafaa için talimat verin.”

Hatipler ve vaizler bu telgrafı minberlerden okudu. İngilizlerin ülkeyi işgal etme tehlikesini insanlara ateşli nutuklarla anlattı. Ulemanın İngiliz işgaline karşı cihadın farziyetine dair fetvasını okudu. Şii âlimlerin fetvası şöyleydi:

Allah’a ve ahiret gününe iman eden her Müslümana hitaptır.

Ey Müslümanlar.

Şu anda din düşmanları hudutlarınıza dayanmış, İslam’ı mahvedip ortadan kaldırmak istiyor. Kur’an-ı Mecid’i, Rasül’ün (s) sünnetini, Allah’ın Evi’ni, Peygamber’in (s) mutahhar haremini, Ehl-i Beyt-i tahirinin mübarek meşhedlerini ve salihlerin istirahatgahlarını müdafaa edin. Aziz vatan ehli, çocuklarınızı ve topraklarınızı, şeref ve haysiyetinizi, ruh ve mallarınızı son nefesinize kadar koruyun. Çünkü düşmanlar Müslümanların vatanlarına musallat olursa küfrün kadim intikamını alarak hars ve nesli yakıp yıkacak. İmkan ve tasavvur dairesinden dışarı atacak. Şu halde din düşmanlarını kahretmek ve yere çalmak üzere dünyadaki cümle Müslümanları İslamiyet namına davet ediyoruz. Mal ve nefisleriyle İslam’ın mukaddes cevherini savunup Allah yolunda cihada koşsunlar. Vakit geldi ve İslam düşmanları kinlerini açığa vurdu. İslamî diyaneti yeryüzünden silme düşüncesindeler. Camileri kilise ve sinagoga döndürmek, Müslümanları da zorbalıkla [daha önce Endülüs’te ve Balkanlarda yaptıkları gibi] Hıristiyan yapmak istiyorlar. Şimdi artık birlik olma, elele verme, buğz ve kini aradan kaldırma, muhabbet ve meveddete yönelme zamanıdır. Osmanlı İslam devletine can, mal, görüş ve sözle yardımcı olma, onunla yoldaş olma vaktidir. Tüm Müslümanları mukaddes cihad-ı ekbere, kafirler ve din düşmanlarıyla savaşa davet ediyoruz. Müslümanlar cihadın farz olmasının manasını çok iyi bilir. Mücahedenin dünyevi şeref ve uhrevi sevabını ister. Şimdi Allah’ın münzel kitabı ve Hazret-i Nebi’nin (Allah’ın selam ve salatı ona ve mutahhar âline olsun) talimatları sizi cihada, nusrete, İslam’a yardıma, din yolunda müdafaaya, İslam’ın mukaddes cevherini savunmaya çağırıyor. Ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere göre tembellik, gevşeklik, oturup bekleme ve düşkünlük her Müslümana haram ve yasaktır.

Ey Müslümanlar.

Sadece Allah’tan korkun. Pespaye ve güçsüz düşmandan korkmayın. Allah’tan nasr ve zafer temenni edin. Allah Celle ve Ala size muvaffakiyet ve sebat ihsan edecektir. Sebat gösterin, savaşın ve gevşekliği kendinizden uzak tutun. Çünkü düşmanlar size musallat olursa hem onların kahrına maruz kalacaksınız, hem de Allah’ın gazap ve azabına düçar olacaksınız. Bu durumda iki dünyada da ziyandasınız ve itibarsız olacaksınız. Ey Allah’ın kulları, el-cihad, el-cihad!

Hak Teala yar ve yardımcınız olsun. O, birdir, azametlidir ve yücedir.

İmza:
Necef-i Eşref uleması

Seyyid Muhammed Kazım el-Tabatabai el-Yezdî, Şeyhu’ş-Şeria el-İsfehanî, Seyyid Ali el-Tebrizî, Seyyid Mustafa el-Kaşanî, Seyh Ali Refiş, Şeyh Muhammed Ali el-Hulavî, Şeyh Cevad Meşkur, Seyyid Muhammed Hububî,

İmza:
Kerbela-yi Mualla müçtehidleri

Seyyid İsmail Sadr, Şeyh Hüseyin Zeynelabidin, Seyyid Muhammed el-Kaşanî, Şeyh Hadi el-İsfehanî

İmza:
Samarra müçdehidi

Mirza Muhammed Taki el-Şirazî

İmza:
Hille müçtehidi

Seyyid Muhammed el-Kazvinî

İmza:
Kazımeyn müçtehidleri

Seyyid Mehdi Haydar, Mirza İbrahim el-Selmasî, Şeyh Radıyy, Şeyh Aziz, Şeyh Abdulhüseyin Yasin, Şeyh Muhammed Mehdi, Şeyh Sadık, Şeyh Mehdi el-Rayatî, Şeyh Abdulhüseyin Esedullah

Bu fetvadan sonra Ayetullah Seyyid Mehdi Haydari, Kazımeyn’den Ayetullah Şeyh Mehdi Halisi, Samarra’dan Ayetullah Muhammed Taki Şirazî ve başka âlimler ayrı ayrı cihad fetvaları yayınlayarak aşiretleri ve Şii Müslümanları İngilizlere karşı savaşmaya çağırdı.

Şii ulema, Osmanlı devleti Şii Caferi mezhebini tanımadığı, Şiileri mallarından ve vakıflarından mahrum ettiği ve çocuklarının yüksek tahsil yapmasını engellediği halde Osmanlı devletinin topraklarını savunmada fedakarca öne atıldı. Ulema, Şeyh Tavus’un ortaya attığı “Adil kafir hükümet, zorba Müslüman hükümetten evladır” fıkhi hükmünü reddedip Osmanlı ordusunun yanında işgalcilere karşı savaştı. Osmanlı devletinden gördükleri eziyete rağmen Vahhabiler gibi Osmanlıya karşı İngilizlerle işbirliği yapmadı. Wilson, Şiilerin kendi kaderini belirleme hakkından sözedip onlara bağımsızlık vadetmesine rağmen Şii Müslümanlar Osmanlıya ihaneti şer’an haram saydı.

Bağdat düştüğünde (1917) İngilizler Osmanlı Türklerinin zorbalığının artık sona erdiğini Şiilere müjdeledi. Amaç onları cihaddan vazgeçirmekti. Başaramadılar. Osmanlı devleti Şiilerin çocuklarına askeri okullara giriş izni vermiyor olmasına rağmen. Osmanlı ordusunda bir tek Şii subay yoktu mesela. Buna rağmen Şii ulema, cihad fetvalarıyla onbinlerce Şii Müslümanı peşlerine takıp savaş cephelerine götürdü. Buna karşılık Irak’ın Sünni âlimlerinin ekserisi, Osmanlı devletinin yanında İngiliz işgaline karşı savaşmaktan kaçındı. Hatta bazıları gizlice işgalcilerle işbirliği yaptı. Şevket Paşa, Abdulmecid el-Şavi, Murad Bey Süleyman, Muhyiddin Kilani, Ahmed Nedim, Mustafa Vaiz, Rafet Senevi gibi Osmanlı parlamentosundaki seçkin Iraklı temsilciler cihada katılmadı.

Kuveyt Üniversitesinde siyasetbilim hocalarından [Sünni] Abdullah Fehd el-Nefisi “Deveru’ş-Şia fi Tatavvuri’l-Iraki’s-Siyasiyyi’l-Hadis” isimli kitabında Irak’taki siyasi gelişmelerde Şiilerin oynadığı rolden uzun uzun bahseder. Kitabın bir yerinde bazı Ehl-i Sünnet âlimlerinin İngiliz işgalcilerle işbirliğini anlatırken şöyle der: “Şeyh Fehd el-Hezal’in İngilizlerden aldığı aylık ücret onyedibin pound idi.”

Şii ulemanın İngiliz işgaline karşı Şii toplumunu seferber ederek cephelere göndermesinin sonucunda binlercesi şehit oldu. Ayetullah Seyyid Muhammed Said Hububi gibi çok kıymetli birçok âlim de şehit düştü. Çok sayıda mücahit idam edildi, sürgüne gönderildi, işkencelerden geçti.

İngilizler Şii ulemanın ve Şii Müslümanların Osmanlı devletine ihanet etmeyip cephelere koşmasını hiç unutmadı. Irak’ı Osmanlı devletinden kopardıktan sonra Sünni nüfus %19’u bile bulmamasına rağmen Irak’ın hakimiyetini Sünni azınlığa verdi. Şiileri hükümete davet bile etmedi. İngilizler, Osmanlı devletiyle savaşta yanlarında olan Sünni ulemayla yeni devleti kurdu. Irak’ın sömürge olarak kalmaması için onlara karşı cihad ilan eden Şiilere göz açtırmadı. Saddam dahil, ardarda gelen Sünni idareciler de İngilizlerin bu politikasını aynen uyguladı.

Bizim muhafazakarların bilerek veya bilmeyerek gizlediği ve kendi resmi tarihlerinde yer vermediği gerçekler bunlar. Bugün batılılarla ve Vahhabilerle işbirliği yapıp Şiilere karşı binbir fenalık, fitne fesat içinde olmalarının ne manaya geldiği anlaşılmasın diye bunları gizliyor olmalılar.

Konuyla ilgili araştırma yapacaklar için kaynakça:

– el-Hüseyni, Abdurrezzak, Tarihu’l-Iraki’s-Siyasiyyi’l-Hadis, Lübnan, Sayda
– Bigdeli, Ali, Tarih-i Siyasi-İktisadi-yi Irak, Müessese ve İntişarat-i Tarihi-yi Miras-i Milel
– Strunk-The Reign of the Sheykh Ibn Jabir
– Wilson, Vela-i Bilad-i Ma beynenehreyn
– el-Azevi, Abbas, Tarihu’l-Irak beyne’l-İhtilaleyn
– Goeffrey Lewis, The Ottoman Proclamation of Jihad in 1914, The Islamic Quarterly, a review of Islamic Culture:XIX:No 3+4
– el-Rahimi, Abdulhalim, Tarihu’l-Hareketi’l-İslamiyye fi’l-Irak
– Nefisi, Abdullah Fehd, Nehzet-i Şiiyan der İnkılab-i İslami
– Sadık Tehrani, Muhammed, Nigahi be Tarih-i İnkilab-i İslami, 1920 Irak ve Nakş-i Ulema ve Mücahidin-i İslam
– Hüseyni, Ahmed, el-İmamu’s-Sair el-Seyyid Mehdi el-Haydari
– el-Verdi, Ali, Lemehatu İctimaiyye min Tarihi’l-Irak ve’l-Hadis
– Haliszade, Muhammed, Serdar-i İslam
– Haydari, Muhsin, Hamase-i Cavid
– Selman el-Cuburi, Kamil, el-Seyyid Muhammed Kazım el-Yezdi, Siretuhu ve Edvau ala Merceiyyetihi

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir