Skip to content

Şiafobiciler, mezhepçi musibetin telefat kaleminden

Sion lisesinde rahibelerin yetiştirdiği bir kızcağız, geçenlerde devletin televizyonunda iki karacahil ve kötü niyetliyle, nokta atışı Şia nefreti ve düşmanlığı sabıkasına elinden gelen katkıyı sundu. Şiilik hakkında akla hayale sığmayacak yalan yanlış malumat, iftira ve tahrikamiz ithamlarla. Avrupa’da Neonazi sözcülerin veya Amerika’da Ku Klux Klancı meczupların konuşmalarına muadildi.

Selefi, tekfirci, mezhepçi muhit bu sövgü ayininden ziyadesiyle memnun olduğunu gizlemedi. Zaten vahhabi kökenleri nedeniyle ruh mimarilerinde haçlıya hizmet geni baskın.

Bütün bunlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sünni Şii dinimiz yok, dinimiz İslam” dediği sırada oluyor. Hatta “Erdoğancı” sıfatlı medya ve yazarlar her Allah’ın günü Şiileri tekfir edip savaş çığlıkları atıyor. Başbakan Binali Yıldırım da İran’la “ufak tefek alınganlıklar”dan bahsediyorken “iktidarın destekçisi” ünvanlı medyanın haber ve köşe yazılarından kan damlıyor.

Erdoğan ve Binali Yıldırım’ın Şiilik ve İran üzerine mutedil tavrına rağmen bu vehamet örnekleri yaşanabiliyorsa bir tek açıklaması olabilir: Şiafobiciler FETÖ imitasyonu ve iktidarın da bunları engellemeye gücü yetmiyor. Ama şimdilik böyle olması öngörülebilir bir süre içinde akıbetlerinin FETÖ gibi olmayacağı manasına gelmez.

Bizde mezhepçi/tekfirci Şiafobi olarak zuhur eden akım, Avrupa’daki aşırı sağın muadili. Bir nevi Türkçe’ye tercümesi. Avrupa, ideolojik olarak ve kültürel kökler itibariyle aşırı sağcı akımın yabancısı değil. O nedenle onların bu zuhuratın üstesinden gelmesi kolay değil. Türkiye ise bünyeye tamamen yabancı aşırılıkçı gaileyle başeder. Lakin hükümet meselenin başka yönü bulunduğunu düşünüyor olmalı ki Bakan Numan Kurtulmuş son zamanlarda sıklıkla “Alevi-Sünni çatışması için yapılan tahrikler”e dikkat çekiyor. FETÖ’nün iç savaş seçenekleri arasında etnik ve mezhebi kapışma olduğunu sürekli tekrarlıyor. Öyleyse Türkiye’de gemi azıya almış Şiafobi kampanyasının hedefi Aleviler olmalı. Çünkü Şii Azeri nüfus bu kampanyanın hedefi yapılmayı anlamlı kılmayacak kadar küçük. Türkiye dışındaki Şii Müslümanları hedefe koyacak çabanın da ne kampanya militanlarına yararı var, ne de dünyadaki Şiilere zarar verebilirler. Bilakis büyük heyecan, coşku ve hevesle destekledikleri Şiilik düşmanı tekfirci terör örgütleri Irak ve Suriye’de ağır bir yenilgi aldı. Kökleri kazındı neredeyse. Bu durumda “Şiilik” diyerek bayrak açtıkları nefret kampanyaları, meşrep farkı gözetmeksizin Ehl-i Beyt muhiplerinin tümüne yönelik demektir.

Türkiye’yi Suriye yapma çabasından başka bir şey değil bu. Belki de FETÖ’nün askeri darbesiyle başarılamayanı başarmak için ülkeyi istikrarsızlaştırıp tekfirci terör örgütlerinin üşüşmesine zemin hazırlamak istiyorlar.

Televizyonlarda binbir yalan, tezvirat, fitne fesat ve iftirayla Şii Müslümanlara hücum ederek atmosferi zehirliyorlar şimdilik.

Bahsi geçen televizyon programında da ardarda sıralanan kaçık laflar arasından bir tanesi çıldırmışlığın boyutunu göstermesi bakımından önemliydi. Kendine “ilahiyatçı” diyen şahıs, Şiilerin, içinde “Ali” geçiyor diye Kur’an okumayı bitirirken “sadakallahu’l-aliyyi’l-azim” dediğini iddia etti. Şiiliğin Şii düşmanına anlattırılması zaten ciddiye alınacak bir şey değil de, bari karşısında aklını yitirmemiş biri olsaydı da o kaçık provokatöre şöyle deseydi: “Aliyyi’l-Azim”i Kur’an’a Şiiler değil, Allah yazdı. Git onunla hesaplaş!

“Aliyyu’l-Azim”i Kur’an’a yazan Allah. Müslümanların büyük önem verdiği Ayete’l-Kürsi (Bakara 255) bu cümleyle bitiyor. “La havle ve la kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim” zikrinin fazileti üzerine Şii ve Sünni âlimlerin yazdıkları okumakla bitmez. Bu cümleyi çokça tekrarlamanın “ism-i a’zam”a, yani Allah’ın en muazzam isimlerine yakınlaştıracağı müjdelenmiş. Allah Rasülü (s), Hz. Ali’ye, sıkıntı anlarında bu cümleyi söylemesini öğretiyor. Zaten bu zikri bize aktaran da Hz. Ali. İçinde “Ali” geçiyor diye söylendiği iftirasıyla Şiilere hücum eden zehirli zihin aslında Hz. Ali’yi hedef aldığını böylece itiraf etmiş, kendi kendini ele vermiş oluyor.

Mezhepçinin öfkesi, Kur’an okumayı ayetlerdeki “sadakallahu’l-aliyyi’l-azim” diye bitiren Şii’ye gibi görünse de “aliyyi’l-azim”i Kur’an’da zikreden Allah’a aslında. Neden Ali’nin adına benzer sıfata Kur’an’da yer verdiğine kızıp Allah’a isyan ediyor yani. Diyoruz ya kaçıklık. Çıldırmışlık. Başka açıklaması olabilir mi?

Mezhepçi tahrikçinin bunun karşısına koyduğu alternatif nedir? Sırf “Ali”yi çağrıştırıyor diye “sadakallah”tan “aliyyi’l-azim” ayetini çıkarmak. Böyle bir din kültüründen hayır gelir mi?

Babası Ali’nin adını koyduğunda “Aliyyu’l-Azim” ayeti yoktu. Allah çok sonra, vahiy başladığında Kur’an-ı Kerim’de “Ali” sıfatıyla kendini tanıttıysa acısını neden Şii’den çıkarıyor, değil mi?

Bu olan bitenin izahı Allah Rasülü’nün (s) “Ümmetim İsrailoğulları gibi olacak” hadisinde var. Meşhur hadis. Şii ve Sünni kaynaklarda aynı şekilde geçiyor. Efendimiz (s) diyor ki [özetleyerek]: “Ümmetim, İsrailoğullarının âdetini aynen tekrarlayacak. Onların ayak izlerine basarcasına. Onların girdiği deliğe girene dek.” (Iraklı Sünni Bağdadi’nin [vefatı 1037] el-Fark beyne’l-Firak’ı, İranlı Şii Meclisi’nin [vefatı 1110) Biharu’l-Evnar’ı)

Allah’ın ayeti (aliyyu’l-azim) karşısındaki şu acaip tavra bakınca denebilir ki, Nebi’nin (s) İsrailoğullarına benzeyecek “ümmet” hakkında söylediğinin örneği olma talihsizliği Türkiye’deki vahhabi kırması dinî kültüre nasip oldu.

Mevzunun Âl-i Muhammed’le (s) ilgili olduğunu tahmin edebiliyoruz. Çünkü nedense hep Âl-i Muhammed (s) bahis konusu olduğunda öfkeyle itiraz ve isyan halinde bu nasipsizler. İyi de muhteremler, Nebi’ye (s) Arabın daha önce hiç işitmediği “Muhammed” adını koyan, yine çocuklarına Arabın kullanmadığı “Ali”, “Hasan”, “Hüseyin” isimlerini veren bir aile bu. Kulp takmaya çalışacağına, öfke, nefret, isyan ve itirazla itibarsızlaştırmaya çalışacağına bu muteber aileye saygı duymalısın. Tanrılarla dolu Mekke’de şirkin bayraktarlığını yapmadı bu aile. Her kötülükte olduğu gibi şirkte de Ümeyyeoğulları işin başını çekiyordu. Her türlü şenaatin odağı Ümeyyeoğullarıydı. Allah Rasülü’nün (s) ailesi ise ahlak ve dürüstlüğün timsaliydi. Onların İslam’dan önce Âl-i Muhammed’e düşmanlığı kötünün iyiye karşı husumeti idi. Bu durum İslam’dan sonra da değişmedi. Bu diyalektikte Ümeyyeoğullarının kötülük cenahını seçmek ne dünyada, ne ahirette hayır getirir.

Hz. Ali’nin Şiası Müslümanlar hakkında bunca yalan, kötülük, iftira, tahkir, tezyifle ne elde edilebilir ki? Allah’ın bu ahvale hayır ihsan edeceği nasıl umulabilir? Kur’an, söylediği yalana inanıp kendine hakikat icat eden ve kötülükleriyle hizmet ettiğini varsayan nifak esnafının cehennemin etrafına diz çöktürülmüşken inleyerek ifade ettiği pişmanlık öyküleriyle doluyken üstelik.

En kaçık fikri savunma, havsala yakan yalanı söyleme yarışı sekter politikçi stratejik derinlikten miras. Kurtulup arınmak kolay olmayacak. Ama sabır dostlar, sabır. Türkiye bağırsak temizleyecek ve FETÖ’nün ideolojik bakiyesi mezhepçi-tekfirci parazitleri dışkılayacak. Az kaldı.

Published inYAZILAR

Be First to Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir