Skip to content

Siyasal Sünniliğin doktrinel krizi

Kelam mezheplerinin oluşmasını İslam tarihindeki siyasi olaylarla açıklamada fazlasıyla iştiha taşıyan “nihal ve milel” meraklıları var. Ama manidardır, bugünkü kelamî hüviyet olarak muhafazakar politik kimlik konusunda ağızlarını bıçak açmıyor. Galiba onlara göre kelam mezheplerinin doğuşu da “büyük patlama” ile açıklanmalı. Yani tarihin filan kertesinde kelam patlamasıyla mezhepler doğuverdi ve oldu bitti, o günden beri de o doğanlar evrilip duruyor. Yeni doğan artık görülmüyor. Kelam anası kısırlaştı.

Tuhaf fikriyat tabii ki.

Muhafazakarlık mezhebi, Sünniliğin başkalaştırılıp siyasallaştırılması mühendisliğidir. Tıpkı İbn Teymiye’nin “ehl-i kıble tekfir edilmez” ilkesini yıkıp Sünnilik arazisine kaçak “Selefilik” kondusu kondurması gibi. Bir tür gulat Sünnilik yani. İbn Teymiye gibi, muhafazakar fraksiyon da ehl-i bidat ve marjinal oluşunu örtüp gizleyebilmek için Sünnilik bayrağını en yüksekte sallamayı hiç ihmal etmiyor.

Siyasallaşıp devlete ilişerek kamulaştırılmaya boyun eğen Sünniliğin karşısında kuşkusuz bir de sivil Sünnilik var. Ama belli belirsiz. Etkisiz.

Ehl-i Sünnet imamlarının (Ebu Hanife, Malik, Şafii, Ahmed b. Hanbel) iktidara uzak durma mirasını çöpe atan Türkiye’deki siyasal Sünnilik halihazırda Vahhabi Riyad’ın oyuncağı adeta. Vahhabizm, Sünnilik tarafından dışlanmayı, fonladığı politikacılar, sivil toplum ve dinadamları sayesinde aşmanın mutluluğunu yaşıyor şu sıralar. Başka yerler de var ama, en çok Türkiye ve Malezya Riyad’ın mezhepçi fitnesi için adeta açık büfe.

Aslında Sünnilik, Selefilerin ve Vahhabi mezhepçiliğin umurunda bile değil. Sünnileri de beğenmez ve hatta Müslüman görmezler. Ama Sünni gövdeyi mezhep savaşı çıkarmak için kullanmak istiyorlar. Tek dertleri saltanat rejimlerini, saraylarını ve petro-dolarlarını korumak. Müslüman âlem birbirini kırmış ne gam. Kabe’nin etrafına Ebrehe filleri gibi vinçler dizip onlarca hacıyı katleden, bir de üstüne “Ne mutlu size, mukaddes beldede öldünüz” diye borç çıkartan arsızlıktan başka ne beklenir.

İbn Teymiye, -muhtemelen İranlı olduğu için- Ebu Hanife’den hazzetmezdi. Sünnilik arazisindeki kaçak Selefilik kondusunu Ebu Hanife’nin koyduğu ve yaygın biçimde benimsenen ilkelerle savaşarak varedebildi. Ama saraylara ilişmeyen sivil Sünnilik de cevaben Vahhabiliğe kendi içinde yer vermedi. Hatta bilakis tekfirci İbn Teymiye’yi nifakın başı gördü. Biletli yolcu olarak binip AK Parti uçağını kaçırmaya yeltenen sekter komitacılar, İslam’da iç çatışma çıkarmada Ebu Hanife’nin Sünniliği işlerine yaramadığından, bilakis ayak bağı olduğundan Sünnilik içinde tekfircilik ve mezhepçilik bayrağını sallayıp durdu. İbn Teymiye’nin yaptığı gibi, düşman ihtiyacını da Alevilik ve Şiilikten karşılamaya çalıştı.

Aslında Alevilik, Şiilik ve Sünnilik bizde sosyolojik vakıadır, itikadi ihtilaf değil. İtikadi ayrımı Suud finanslı Vahhabi sosyal mühendislik ülkeye soktu. Güçlü medya propagandası ile Türkiye’de Alevileri ve Şiileri Müslüman görmeme oranı Suudi Arabistan’a yaklaşıyor. Hayaller medeni ülke, ama gerçekler Suudi rejimi.

Buna mukabil Irak, Lübnan, İran gibi Şiilerin çoğunlukta olduğu yerlerde Sünniler arasında Şiileri Müslüman görmeme oranı %10’un altında. Kim medeniliğe daha yakın? O Sünniler mi, yoksa bizdeki tekfirci ve mezhepçi olanlar mı? İdarecilerimiz, diğer Müslüman fırkaları tekfir etme marazının nasıl bir içe kapanma ve çatışma kapasitesini büyüttüğünün farkında değil.

Türkiye’deki Sünnilik, onu sevk ve idare eden aktörler yüzünden Ehl-i Sünnet dünyanın en talihsiz ve bedbaht Sünniliği. Yapayalnız, çaresiz. Kendi yurdunda garip. Gündelik ve geçici politikalara ilişip tekfirci teröre tepki göstermeyen temsilcileri yüzünden doktrinel ve varoluşsal krizin pençesinde.

Tarihte iki Sünnilik paralel varoldu: Saraya biatlı mollaların Sünniliği, saraydan uzak durup itiraz eden sahih Sünnilik. Günümüzdeki muadilleri de öyle. Halbuki hiçbir politik yaklaşım veya muhit Sünnilik, Şiilik ve Aleviliğin özdeşi değildir. Olmamalıdır. Maneviyat okulları politik rekabetin konusu yapılamaz.

AK Parti iktidarına taraftar gözüken ve çirkin suratına Erdoğancılık maskesi takan mezhepçi fitnenin, politik rekabetin karambolünde Şiiliği ve Aleviliği hal etme emelinin karşısına dikilmesi gereken Cumhurbaşkanı Erdoğan. Ama ne yazık ki o da, muhafazakar meşrebin hususen 2011’den bu yana, tekfirci ve mezhepçi nefretin Ehl-i Sünnet’ten “Ali’siz Sünnilik” çıkarma mühendisliğine sponsor olduğu gerçeği karşısında suskun. Suriye ve Irak’ta son beş senedir yoğun biçimde Hz. Ali’nin dostu sahabelerin kabirleri bombalanırken Türkiye’deki siyasal Sünniliğin derin sükutu “Ali’siz Sünnilik” itikadından. Tam bir sükutu hayaller. Muaviye’den miras Arap baharı İslamcılığı Sünniliği dert ediniyor olsa, tekfirci terörün Suriye’de katlettiği onbinlerce Sünni’ye yanar ve bir kez olsun tepki gösterirdi.

Vahhabiliğin milyar dolarlar akıttığı programlarla Sünnilik içinden gençler tekfirci teröre asker devşirilirken bunların derdi Şiilik. Oysa Sünnilik, Vahhabiliğin istilası altında “ehl-i kıble tekfir edilmez” itidalinden nihilistçe terörizme evriltilmeye kuvvetle itiraz etmeliydi. Lübnan, Suriye, Irak ve İran’daki Sünniler bunu yaptı. Tekfirci, mezhepçi, siyasetperest, maslahatperest “Ali’siz Sünnilik”ten ayrışıp onu dışlıyorlar. Onlar sayesinde sivil Sünniliğin itidaliyle umutlanıyoruz zaten.

Selefi şiddet neden Sünniliği bu kadar kolay ele geçirebildi? Sünnilik içinde nihilist teröre neden kollektif isyan yok? Çünkü Sünniliğin elitleri, geleneksel Sünniliği ona hiç benzemeyen Selefilik ve Vahhabiliğin bedeviliğine yaklaştırıp, hadarilik ve medeniyetten uzaklaştırdı.

“Yaratıcı kaos” planına nefer yazılan siyasallaşmış Sünnilik, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınarak tekfircilikten teberri etmedikçe Türkiye bastığı mayından hasar almadan kurtulamayacak.

Published inYAZILAR

One Comment

  1. akaltun23 akaltun23

    Yazı doğru durumlara işaret etmiş. Teşekkürler.
    Lakin istikrar da önemlidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir